Pazar günü normalde sabah 11’de evden çıkmış olmam lazımdı. Semtte dostlarla kahvaltı, gezinti, Şairler Parkı faslı derken maçtan 2-3 saat önce staddaki yerimizi alır, bir de oranın tadını çıkarırdık. Beşiktaş yönetimi sağ olsun, hayattaki en büyük tutunacak dalımız fena çatırdadı. Her ne kadar içim içimi yese de Chelsea-Liverpool maçını izlemek adına bizim derbinin ilk yarısını atladım. İzlediğim 45 dakikadaki aksiyonlar heyecan vericiydi ama üzerinde konuşmayı bile lüzumsuz buldum. Ta ki maymun yalanı ortaya atılana kadar.
Eboue’nin zaman geçirmelerine verilen aşırı tepkinin sahaya çakmak, bozuk para, su şişesi olarak yansıması yetmedi, tribün bir fuck you havası da tutturdu. Fatih Terim İngilizcesi bile bunu maymun olarak algılamaya müsait değilken birileri ırkçı tezahürat çıkarttı buradan. Her türlü yalanlama girişimi ise “ehöhö fuck you demişlermiş, o daha mı iyi yani hö” salaklığına takıldı. Irkçılık ithamını insanlığından değil de kendi küçük hesaplarından yapan zevatın acınası hallerini seyrettik gün boyunca. Bu arada Engin ve Melo’nun yaptığı terbiyesizlikler iyi geçiştirildi.
Irkçılık zaten bu ülkenin ikiyüzlülüğünün su üzerine çıkmamış adı. Ermeni, Rum, Kürt, Sırp, Yunan vs. söz konusu olunca bilumum forumlarda, Twitter’da, Facebook’ta, haber yorumlarında içselleştirdiği ırkçılığa mazeret üretmekte mahirleşen karaktersiz vatandaşın Eboue hassasiyetinin ta ortasına sıçayım. Oradan kimse hikaye anlatmasın boşuna.
Mevzu maymun tezahüratından maymun sesi çıkarmaya kadar geldi nihayetinde. Sevdiğimiz saydığımız bir gazeteci abi köşesinde düpedüz yalan haber üretmiş. Tepki gelince de hayalkırıklığımızı katlamış, tipik şişkin egolu köşeciler gibi “özür” yazısı yazarken dahi sıçıp sıvamayı başarmış. BJKTV’deki ırkçı pezevengi de imdadına yetişen bir malzeme olarak kullanmakta beis görmemiş.
Bu “farkınız yok, hepimiz aynı bokun soyuyuz” kaba gürültüsünü dinlemekten gına geldi artık. Çarşı’nın ne olduğu hakkında anca çadırda maç izleyen Vanlı kadar bilgisi olanlar yüksek perdeden ahkam kesiyor ya en çok da ona deliriyorum. Göt üstünde oturarak icra edilen balkon sosyolojisi ülkede prim yapıyor tabii. Biz de biliyoruz farkımız yok, iş pisliğe, itliğe, vandallığa gelince. Kaldı ki hiçbir zaman da Livorno, St. Pauli, Lazio gibi homojenlik iddiamız olmadı. Aynı bokun içine boğazımıza kadar gömüldüğümüzün farkındayız. Lakin Beşiktaş tribünlerinin “farklı” bir geleneği var, geçmişi var, pratiği var. Bunu bin tane uyduruk bahaneyle görmezden gelmeye, yermeye, itibarsızlaştırmaya kalkışanlar niye bu memlekette farklı olanı boğmaya yönelik hakim iklime uygun giyinir de bu “farklılığı” ayrı bir yere koymaya çalışmaz acaba? Esasında anaakım her türlü bok püsürden hiçbir farkı olmayan koronun bu çabasını neye yormalı?
Hep aynı örneği veriyorum: Hrant Dink katlediğinde yeni açıkta “hepimiz Ermeniyiz” pankartı açıldı. Orada bulunan yaklaşık 10 kişi gözaltına alınmadı, taciz veya darp edilmedi... Beşiktaş tribünleri böyle bir meşruiyet sağlamış. Memleketin her tarafında rahatça görülebilecek ırkçı-faşist pankartların arasına bunu sokabilmiş. Her ne kadar giderek daralsa da nefes alınabilecek bir alan var orada. İnsan malzememiz meydanda. Farkımız yok, tamam da gömüldüğümüz bokun üstünde kalabilen bunun gibi nice pratiğe de ellerini o boktan iştahla ve coşkuyla çıkarıp vuranın iyi niyetinden değil bambaşka fesatlıklarından bahsederim. Yetti artık bu şımarık sinizmin cehaleti.
Bizim bu kulübün hiçbir karar mekanizmasında yer almamız mümkün değil, fakat BJKTV’de ırkçılık yapan o şerefsizin hesabını görmek de, olayın üzerinden bir gün geçmesine rağmen sesini çıkarmayan yönetimin yüzünden taraftarın görevidir artık. Galatasaray maçı öncesi Saçsız Kral’ı ve Kartalım Hilbert’i tribüne Portekizlilerden evvel çağırmayı akıl edebilen güdükleşmiş tribün aklına bu konuda güveniyorum.



6 yorum:
bu konuda okuduğum en doğru yazı. tüm gazete köşeleri dahil.
çarşı'nın her hareketinin abartılmasından, medyada pohpoh aracı olmasından zaman zaman gına geldiğini hisseden bir fenerbahçeli olarak, sık sık ekşibeşiktaş'ta ya da beşiktaş maçı izlerken anlattığım "iş pislik olunca yok birbirimizden farkımız" ama işte bu güzelliklerde bu pankartlarda var çarşı'nın bir farkı diyen biri olarak, çarşı'nın tutumunun; genç fenerbahçeliler gibi gruplar yüzünden fenerbahçe tribüncülüğünden utanan çeşitli kişilere yeniden bir heves aşıladığına, grup ck ve diğerlerinin kalabalıklaşmasına öncü olduğuna inanan bir fenerbahçeli olarak söylüyorum bunları.
İşte budur mesele, eline sağlık.
İnsan tribünden uzak kalınca daha iyi anlıyor bunları. Geçen sene tribüne dair bir ton şeyden şikayet ederek dönerdim eve, bu sene muhtemelen daha fazla yozlaşma vardır, ama acayip özlüyor ve değerini anlıyor insan.
Orada bir damar var, daha doğrusu bir gelenek var. Bunu yok saydıkça İstanbul'daki tribünlere dair elde iyi, konuşacak bir şey kalmayacak. Orada olmanın bir farkı olmayacaksa da tümden yasaklasınlar zaten tribüne gitmeyi.
eyvallah a.a, noat.
yazının temel isyanı "ırkçılık, sıradanlık ve çarşı" meselesine katılıyorum.zaten yazdık, çizdik, herkes kendi fikirlerini söyledi. şahsen ağzımızdan ne çarşı ile, ne de ırkçılıkla ilgili bir kelam çıkmadı. mamafih, bu da karşılıklı abartıldı ya, neyse...
fakat burda atlanan bazı şeyler var. birincisi, eboue zaman geçirdiği için çakmak atılmadı; çakmak atıldığı için eboue zaman geçirdi, ve bu 3-4 dakikalık ilk olayın maçın sonuna kadar sirayet etmesinin hala mantıklı bir açıklaması yok. eboue dönüp küfür falan da etmediğine göre, bunu benim aklım almıyor. orda bir adil olalım.
ikincisi ise; kim ne söylerse söylesin, o tribünlerden, ön sıralardan, eboue'ye bireysel olarak neler söylendiği, küfürün ne şekilde yapıldığı hala belirsiz. bir beşiktaşlı dostum, ön sıralardan maymun sesleri geldiğini, sonra ivedilikle susturulduğunu söylüyor (ki bunu twitter'da özellikle söylemedim) ki takdir edersin, o tarz bir aksiyon, elbette ki tribünü bağlamaz, ama olayın münferitliği de maruz kalan adam için bir şey ifade etmez. yağan onlarca madde, hakemin, beşiktaşlı futbolcuların buna kayıtsız kalması da cabası.
velhasıl; benim için her tribünde olabilecek bir hadise bu. fakat anlamadığım, daha ilk günden beşiktaş camiasının bütün bu faturayı eboue'ye kesme, adamı provokatiflikle suçlama çabası. evet tamam, ben galatasaraylıyım, tarafım; objektif kalabilmem bir yere kadar; ama bu olayı defalarca kendi kendime sormama rağmen, aksi bir duruma kafam yatmadı.
Halt etmişsin. Medyanın gazıyla abartılan tribününüz seyircisiz gelen takıma neler yaptığını gördük. Siz bu kadar zavallısınız. Siz çarşıya gel fener demeye devam edin biz attığınız şişeleri monte etmeyi biliriz.
pan monroe,
birincisi, eboue sakatlık numarasıyla zaman geçirdi. yattı mattı sonra kenara taç atmaya gelince olaylar koptu. o raddeye nasıl geldi ben de anlamıyorum. orada olsaydım nedenleri hakkında tahmin yürütebilirdim. dışarıdan bakınca hakikaten eksik kalıyor parçalar. kitle psikolojisi demek mümkün ilk ezberden.
ikincisi, demin aynı mevzuyu ege'yle konuştuk. senin dediklerini söyledim. ön sıralardan mutlaka öyle bir taciz olmuştur. münferit olması eboue için fark etmez elbette. sonuçta ırkçı hayvanlığın münferiti toplusu olmaz. ama bütün tribüne ve camiaya öyle bir itham ve iftira gelince bu nokta otomatikman devre dışı kaldı. ve maalesef. belki de konuşmamız gereken şey ön sıralardaki bu ırkçı itlerdi.
son paragrafın ise ülkenin derbi kültürüyle alakalı. burada bu maça özgü hiçbir şey yok.
Yorum Gönder