9 Ocak 2012 Pazartesi

Son Moda Şuursuz Barça Nefreti


Bu ülkede, insanların güçsüzün yanında yer almak gibi bir eğilime sahip oldukları yönündeki yargı, basit bir sanrıdan ibaret. Bizim kültür, teamülün dışarısına çıkanlara uyuzdur. Güçlülere değil. Bir konuda çoğunluk gibi olmadığın an antipati oklarını üzerine çekersin. Öyle ki, 'entel' sözcüğü bir hakaret mahiyetinde kullanılır.

Mahallede olup bitenlerin dışında kalan bir konsepte meyletmeniz, sizi itici yapar. Eğer, farklı eğilimlere yönelecekseniz dahi, bu o mahalledeki farklılık varyasyonları içerisinde olmalıdır. Kesinlikle mahalle dışında değil.

Bu durum, futbol taraftarlığının sınırlarını da saptama konusunda belirleyici oluyor. Genel teamül buna göre oluşuyor. Çok basit bir şekilde, taraftarlığınıza kulüplerin kuruluş tarihi ya da renklerindeki farklılık dışarısında anlamlar yüklediğiniz anda, mahalle sınırlarının dışına çıkmış oluyorsunuz ve bayağılıkla itham ediliyorsunuz. Ya da samimiyetsizlikle. Bu nedenledir ki, Galatasaray - Fenerbahçe derbisinin hiçbir etnik, dini, siyasi, kültürel çatışma barındırmıyor olması, ülkedeki spor cemaatinin en büyük övünç kaynaklarından biri olabiliyor.

Bu mahallenin fikir yelpazesinden öteye geçmeye çalışanların aldıkları tepkiler genellikle, gavur deyimiyle 'abuse' kapsamında yer aldı ve bunun şiddeti de artıyor. FC Barcelona da, mahallenin abilerinin ve yeni yetme bebelerinin sıcak bakmadığı unsurların tepesinde geliyor.

Yukarda yer alan fotoğraf, Barcelona'nın yazılı düşmanı Marca'nın 29 Mayıs 2011 tarihli nüshasından. Şampiyonlar Ligi finali sonrasında atılan belki de en güzel manşet, Real Madrid'in propaganda organından; yani bizim mahalle sakinlerinin duyduğu antipatinin yüzlerce katını Barça'ya karşı hisseden ve bu atmosferi yerinden yaşayan bir gazeteden geldi. FUTBOL yazdılar büyük puntolarla. Josep Guardiola'nın yarattığı takımın, bu oyunu takip eden herkesin aklına getirdiği ilk sözcük buydu çünkü.

Büyük bir nefretle saldırıyorlar gencolar. "Sahtekarlar!" diyorlar, "tiyatrocular!" diyorlar, "dünkü çocuklar bu takımı tutuyorlar!" diyorlar, "La Masia'da mı öğretiyorlar bunları(!)" diyorlar, "Franco'dan size ne ulan!" diyorlar, "ergen solcu bozuntuları!" diyorlar, "Barcelona'yı seversin ama Diyarbakırspor'a burun kıvırırsın!" diyorlar, "UEFA bunları kolluyor zaten!" diyorlar, "Chelsea!" diyorlar, "Pepe!" diyorlar, "sağdan soldan duyduklarıyla anarşistlik oynuyor bu Barcelona'yı sevenler!" diyorlar... Ağızları torba değil vesselam, konuşuyorlar.

"Futbol sadece futbol olduğu için güzeldir" diyor bu insanlar ve ne tezattır ki, bir futbol kulübünün sevenlerini o kulüpten ve doğal bir sonucu olarak o oyundan soğutmak için salyalar saçmakta hiçbir beis görmüyorlar.

Josep Sunyol'dan utanmıyor olsam, daha önce yaptığım gibi çoğunluğu deli saçması olan bu argümanlara birer birer cevap vereceğim. Ama 3 senede anlayabildim ki, bunun pek faydası yok.

Bu kitle neden salyalar saçarak bu kulübe ve bu kulübün Türkiye'deki sempatizanlarına saldırıyor peki? Bu sorunun cevabı, yazının başında bahsettiğim mahallecilikle ilintili. Bu insanlar, doğru ya da yanlış, eksik ya da tam saiklerle, işin içine tarihi, politikayı ve etnik karşıtlığı da katarak bir futbol takımına bağlandıkları için bu tepkiyi görüyorlar. Teamüle uymuyorlar. Çoğu Rivaldo ile, bir kısmı Ronaldinho ile ısındı bu kulübe belki ama yine de, işin içine Türk futbol algısının dışında kalacak herhangi bir bakış açısını kattıkları an, çizgiden uzaklaşmış oluyorlar. Mahallenin abileri ve yeni yetmelerinin bu durumdan hoşnut olması mümkün değil. Dolayısıyla, buna cüret edenlerle dalga geçmek, onları itibarsızlaştırmak, sevdikleri kulübe şuursuzca saldırmak, yeni moda internet insanı tribi olarak 'troll'lemek' ve sonuç itibariyle bu insanları rahatsız etmek icap ediyor. Başarıyorlar da bunu hani, çoğunun ortak özelliği gayesizlikleridir.

Bakınız, dediğim gibi; bu kulübü sevenlerin oluşturduğu tarihi, siyasi, dini, kültürel vb değerlendirme kriterlerinin ne kadar doğru, ne kadar yanlış olduğunu çok da önemsemiyorlar aslında. O kısmıyla ilgilenmiyorlar. Zaten ilgileniyor olsalar, Barcelona'yı sevenlerin kulübe sol politik değerler ithaf ettikleri gibi aptalca ve cahilce bir yargıda bulunmazlar. Onların hoşuna gitmeyen, insanların bu sulara dalıyor olması. Tabii bu saldırıların meşruiyetin zeminini iyi oluşturmak icap ediyor. Bunun için de, çoğunluk algısının ayarlarıyla oynamak gerek. Barcelona sempatizanlığını/hayranlığını basit bir 'güçlüden yana durma' ve klişe olma yörüngesinde tanımlarsanız, bu zemini oluşturursunuz. Aslında çoğunlukta olan kendiniz olsanız bile.

Nefret, saygıyla ve dikkatlice ele alınması gereken bir mefhum. Ben Real Madrid'den nefret ediyorum. Kulübe hakim olan kibir kültüründen (aynı kişiler bunun var olmadığını ya da Barcelona'nın daha kibirli olduğunu iddia ediyorlar), merkeziyetçi duruşundan (emin olunuz ki Real Madrid, Barcelona'dan daha politiktir çünkü tüm İspanya'yı temsil iddiası vardır), şundan birkaç yıl önce, ligi kazanıp Şampiyonlar Ligi'ni alamadı diye teknik direktör kovacak kadar ego problemli olmasından, tarihinde futbol namına ekol olmayı başarabildiği yegane dönemi rakibinden çaldığı bir futbolcuya borçlu olmasından ve Kupa 1'de 66'dan sonraki ilk şampiyonluğunu 98'de kazanmasına ve bu süre içerisinde yalnızca bir final oynamasına rağmen, Milan gibi bir takımın brütal varlığına rağmen 'Yüzyılın Takımı' hinliğiyle anılmasından, 11-1'lik soyunma odası tehdidi maçıyla övünen taraftarlarından, altyapıdan yetişen ya da transfer edilen genç ve yetenekli oyunculara (ör: Samuel Eto'o) şans vermemesinden... Gider bu böyle. Sabaha kadar sayabilirim. Çirkinliğin tanımıdır benim için Real Madrid. Midemi bulandırır.

Ve hani, bu nefret varken daha da güzelleşir benim için futbol. Nükte de katar işin içine çünkü, eğlendirir, sinirlendirir. Ama bu nefret, Jose Mourinho'nun, tüm kasaplığına rağmen geçtiğimiz sezonki 4 maçlık El Clasico serisinde Pepe'ye biçtiği rolü takdirle karşılamamı engellemez. Tamamen tek dokunuşla, takriben 3 pasla 60 metrelik bir kontratağı golle sonuçlandırmaları karşısında hissettiğim futbol hazzına engel değildir bu nefret. Daha önemlisi, Real Madrid'i seven birine antipatiyle yaklaşabilirim belki, ama bu nefret, o insana o takımı neden sevmesi ya da neden sevmemesi gerektiğini dikte etmeme vesile olmaz. Böyle bir hakka ya da cür'ete sahip değilim.

Bu nefretin kapsamını, nedenleri ve sonuçlarıyla, bir olay örgüsüne benzer bir şekilde anlattığım zaman, ya da başkaları anlattığı zaman, neden klişe damgası yediğimi/yenildiğini çoğu zaman anlamak istedim aslında. Basitçe, mahallenin aykırı çocuğu havası hissettiriyor ve karşındakinde 'çok bilmiş yavşak seni' yargısı oluşturuyorsun ve onlar da saldırıya geçiyorlar. Ve bu konuyu hiçbir daim etraflıca konuşma fırsatın olamıyor. Halen o mahallede ne işin var, derseniz; taşınmak için gerekli işlemleri başlattım derim.

***

Ani bir hamleyle saha içine geçelim.

La Liga, teknik futbolun birincil önem taşıdığı yegane futbol liglerinden biridir. Çok iyi bir hücum gücü oluşturmayan hiçbir takım, bu ligde ilk dörde oynayamaz. Uzun yıllardır böyledir bu. Yakın dönemi ele alırsak, Valencia ve Deportivo şampiyonluklarını elde eden kadroları incelerseniz ve birkaç YouTube örneği bulabilirseniz, ne demek istediğimi anlarsınız. Teknik futbolun öncelik sahibi olduğu bu arenada, sertlikler minimum derecede tolere edilirler. Dolayısıyla, Premier Lig'de 'fair challenge' olarak adlandırılacak birçok hamle, La Liga'da faul ile cezalandırılır. Real Madrid ve Barcelona gibi kulüpler ise, 'büyük' olmalarının avantajıyla bu düdüklerden rakiplerine nazaran daha fazla yararlanırlar.

"Thank you, Captain Obvious!" diyenleriniz olacaktır, haklılar da. Ancak bu noktanın üzerinden geçmemiz, şimdi anlatacaklarım açısından büyük önem taşıyor.

FC Barcelona, bizim memlekette sıklıkla, ve antipatistlerinin neredeyse tamamı tarafından saha içerisinde 'sahtekarlığa' başvurmakla suçlanıyor. Oyuncuların kendini yere atmaya güdümlü olduğu söyleniyor. Kendini yere atmak. Yapılması gereken bir ayrım var. Sahtekarlık ve kendini yere atmak, bir mücadele esnasında vücuda hiçbir müdahale olmamasına rağmen oyuncunun yere düşmesi değil midir? Buna rahatlıkla sahtekarlık diyebiliriz, oyuncunun refleks olarak yere düştüğü nadir zamanlar hariç. Burada bir problem yok. Ancak, müdahaleden faul çıkarmak farklı bir şeydir. İticidir, antipatiktir ama farklıdır. Bazı Barcelonalıların yaptıkları da tam olarak budur ve bunu her maç yapmamaktalardır. Bu çizgi çoğu zaman aşılıyor.

Barça'da, özellikle Jose Mourinho geldiğinden bu yana 5-0'lık maç hariç diğer El Clasico'larda, Dani Alves, Sergio Busquets, Pedro Rodriguez, Javier Mascherano ve hatta Andres Iniesta'nın, hakemin standartlarına göre nizami sayılabilecek müdahalelerden faul çıkarmak için kendini yere bıraktıkları tartışılmaz bir gerçek. Peki bu, bahsedildiği kadar büyük bir günah mı? El Clasico'dan El Clasico'ya Barça maçı izleyenlerin ve puan kaybından puan kaybına Barcelona konuşanların kaçırdıkları şeyler var.

1. Barcelona'yı, oyuncularının her maç yerlerden yerlere süründüğü bir takım olarak lanse etmek, en hafif tabirle haksızlıktır.
2. Barcelona'ya çalınan düdükler, ne eksik ne fazla, La Liga standartlarını yansıtıyor. Aynı düdükleri Xabi Alonso, Marcelo, Cristiano Ronaldo, Angel Di Maria vb oyuncular da gani gani alıyorlar.
3. Real Madrid benzer düdükleri El Clasico'larda alamıyor, çünkü top 20 saniyeden fazla ayaklarında kalmıyor.
4. Topa sahip olma dezavantajını, Real Madrid -haklı olarak- sert ve agresif bir oyunla aşmak istiyor. Ancak, orta saha oyuncularının yeterince seri ve atlet olmamaları, basit bir alan kapama ve oyuncu markajıyla sonuçlanması gereken birçok aksiyonun faul ile neticelenmesine yol açıyor. Özellikle Xabi Alonso, işin savunma kısmında hantal olmasının bedelini El Clasico'larda istisnasız olarak sarı kart görmek suretiyle ödüyor.
5. Jose Mourinho, geçtiğimiz sezon boyunca her fırsatta hakemlerin kendilerine karşı kolay düdük çaldığı yönündeki eleştirisini tekrarlayarak, ikinci yarıdaki olası El Clasico'larda bu düdük standardını yükseğe çekmek istedi ve Copa Del Rey finalinde, bu tavrının meyvelerini aldı.
6. Copa Del Rey finalinde adeta dayak yiyen Barcelona (Arbeloa'nın, Pepe'nin ve Xabi Alonso'nun kırmızı kartlık pozisyonları halen gözümün önünden gitmiyor), bu maçın hemen ardından Şampiyonlar Ligi yarı finali ilk maçında, 'faul almak' olarak adlandırdığım kendini yere bırakma durumunu bir taktik olarak kullandı. Pep Guardiola, Şampiyonlar Ligi'nde Copa Del Rey finalindeki gibi biçer-döver hareketlerin cezasız kalmayacağının farkındaydı çünkü. (Sizler buna UNICEF diyorsunuz sanırım)

Özeti şu: Real Madrid, çok uzun yıllar boyunca, Santiago Bernabeu'da oynanan El Clasico'ları son derece agresif bir futbolla domine etti ve Barcelona, bu agresifliğe çok nadiren cevap verebildiği zamanlarda bu deplasmandan istediğini alabildi. Özellikle Cruyff sonrası Barcelona'sı, Antic dönemindeki kalas takımı saymazsak, fizik kapasite olarak rakibinin hep altında kaldı. Düşünün ki, Barça tarihinde Santiago Bernabeu'da üst üste iki lig maçını da kazanan tek teknik adam Josep Guardiola oldu. Evinde böyle bir dominasyona sahipti Real Madrid ve bunda, lehte düdüklerin ve sert oyuna, La Liga standartlarının üzerinde müsadenin etkisi de büyüktü.

Ancak Barça, teknik kapasitenin mükemmel hale getirilerek, sert oyunu alt edebileceğini, 2008-09 sezonundan bu yana dünyaya gösterdi ve rakibine karşı büyük bir üstünlük kurdu. Jose Mourinho, buna karşı koyamayacağının farkında. Neticede son derece zeki bir teknik adam. Ve diyalektik burada da devreye giriyor, hatta bir 'çatışma' ortaya çıkıyor:

Barcelona, topa her koşulda sahip olmayı başarıyor olması, saha içi hareketliliğin üst seviyede olması, muhafazakar bir futbol anlayışından öteye geçerek sahada hiçbir futbolcuya sınırlı bir rol vermemesi ve bire ikileri muhteşem oynaması (özellikle Alves-Messi ikilisi) nedeniyle, Real Madrid'in tüm hücum presine ve enerjisine rağmen, rakibine ikinci ve üçüncü bölgelerde sayısal üstünlük sağlamayı başarıyor. Bu durum:

  • Jose Mourinho'nun ve Real Madrid oyuncularının bu sayısal dezavantajı taktik faullerle yok etmeye yönelmesine neden oluyor ve eğer, sertliğe yüksek müsamaha gösteren bir hakem bulabilirlerse (Copa Del Rey finali) sonuca gitme şansları artıyor.
  • Pep Guardiola ve Barcelona oyuncuları, bu sertliğe karşılık verebilecek durumda olmadıklarının bilincinde oldukları için rakiplerinin oyun planını kendi avantajlarına çevirmeye yöneliyorlar ve temas sağladıkları anda faul düdüğünü almak için ayakta kalmak yerine yere düşmeyi tercih ediyorlar. (Messi genelde ayakta durmaya çalışıyor, ama antipatistlere bunu da kabul ettiremiyoruz. Açın bari 10 Aralık'ta 3-1 biten maçın ilk golünü bir daha izleyin.)
İki takıma da herhangi bir sempati beslemediklerini sık sık tekrarlamalarına karşın, konuya müdahil olmaktan çekinmeyen futbol izleyicilerinin konuya dair 'objektif' yorumu ise ikincisinin bir 'sahtekarlık', ilkinin ise 'hoş görülebilecek bir oyun gerekliliği' olduğu şeklinde zuhur ediyor. Tekinsiz ve acımasız bir yorum değil mi? "Erkek oyunu bu, ayakta dursunlar!"

Bu ataerkil hezeyanın üzerine fazla konuşmaya lüzum yok aslında, ancak 'errrrkek oyunu'na dair güzide bir örneği şuradan izleyebilirsiniz. Sergio Ramos ve Alvaro Arbeloa da, "sahtekar Barcelona!" yargısının worldwide trending olduğunu bildikleri için, hiçbir şey olmamış gibi oyuncuyu yerden kaldırmaya çalışıyorlar. Net bir akıl tutulması.

Etki, tepkiyi doğrurur. Bu taktiksel mücadele için de geçerlidir. Athletic Bilbao, uzun yıllardır, Barcelona'ya karşı son derece fiziki ve sert bir futbol ortaya koyar ve bu takıma zor anlar yaşatır. Bu sezon Barcelona, oradan paçayı son saniyede kurtarabildi. Sert bir oyun oynadı Bilbao, saha şartları da ağırdı. Akıl dışı fauller yapmadılar, faul yaptıklarında gördükleri kartlara sanki hiçbir şey yapmamışlarmış gibi tepkiler vermediler. Pep Guardiola maçtan sonra rakibini yalnızca tebrik etti ve Marcelo Bielsa'ya övgüler yağdırdı.Bielsa, "Barcelonalılar yerlerde sürünüyorlar. Por que?" demedi, sahadaki futbolu takdir sözcükleriyle karşıladı.

Hiç sormuyor musunuz, neden diğer özne Real Madrid olduğunda bu tantana ortaya çıkıyor, diye? Manidar değil midir?

Bir futbolcunun, temas aldığı an kendini yere bırakıyor olması sahtekarlıksa, bir başka futbolcunun, sürekli bir şekilde oyun kurallarının sınırlarını aşan bir sertlikte müdahalelerde bulunup, üstüne hiçbir şey olmamış gibi hakemin başına üşüşmesi ve daha sonra rakibi suçlaması da sahtekarlık değil midir?

Rakibini durdurmak için -yine belirtiyorum, haklı olarak- sertlik üzerine kurulu bir taktik anlayışı sahaya süren ve bu sertliğin cezasını, tamamen oyun kuralları dahilinde sarı veya kırmızı kartlar ile ödeyen teknik adamın, maçın ardından ağzında bir ton laf geveleyerek, aslında hiçbir şey yapmamış olmalarına rağmen cezalandırıldıklarını söylemesi, sahtekarlık değil midir?

Bir futbolcunun kariyerine kast edebilecek fauller ile, kariyerine kast edilmesinden korkan birinin kendini normalden daha kolay yere bırakması, nasıl olur da aynı değer yargısıyla yargılanabilir ve hatta ikincisi, ilkinden daha büyük bir sahtekarlık olarak görülebilir?

Çok daha önemlisi, faul almak için kendini yere bırakmak olarak adlandırdığımız bu hareketleri, Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor'dan da birçok oyuncu her maç sergiliyorlar; ancak konu Edirnekapı'nın ötesindeki bir takım olunca kür kür kükreyen abilerimiz, İstanbul'daki sevdicekleri için aynı aklıselim bakışı göstermiyorlar. "Ben Beşiktaşlıyım/Galatasaraylıyım/Fenerbahçeliyim/Trabzonsporluyum kardeşim, sizin gibi ecnebi takımlarına meyletmiyorum! Bana ne!" diyerek sıyrılıyorlar işin içinden, ama o ecnebi takımlarını karalamaktan da hiç geri kalmıyorlar.

Yani, her futbol liginde, her futbol liginin oyuncuları tarafından yapılan standart hareketler, Barcelona oyuncuları tarafından icat edilmişler gibi bir hava estirerek, onur timsali yorumlar yaptığınızı zannederken ne kadar ikiyüzlü olduğunuzun farkında olmadığımızı mı zannediyorsunuz, cidden anlamıyorum. "Barcelona kendine iyi değerler atfediyor ama böyle böyle yapıyor" gibi bir cümleyle, "La Masia'da mı öğretiyorlar bunları höhöhö" gibi kuru ve altı boş bir nanikle mi kendinizi araştırmacı gazeteci tribine sokuyorsunuz?

Daha kötüsü, 'troll'e yatmak' durumu. "Suratıma tükür, yarabbi şükür." İnsanların sevip hayatında önemli bir yere koyduğu bir 'şey'e mesmetsizce saldırıp, karşılığında sert bir yanıt aldığında, "taşak geçiyoruz siz de hiç eleştiri kaldıramıyorsunuz rerörerö" gibi boş cümlelerle, seni 'boş işlerle uğraşan insan' olarak nitelemeleri. Perhiz vs lahana turşusu.

Paragraflarca anlatılabilir. FC Barcelona, özellikle bu El Clasico serileri esnasında hiçbir zaman masum olmadı ve antipatistlerinin sayısını doğal olarak bir hayli artırdı. Ama bu futbol takımını sahtekarlıkla itham edenlerin, asıl sahtekar olduklarını göstermek de icap ediyor. 

***

Mevzu FC Barcelona olduğunda, futbol dışında ve futbol içinde, birbirine tamamen benzer bir riyakarlık söz konusu. Saha dışı nedenler ve argümanlar ciddiyetsizleştirilirken, saha içi sebepler ise ahlaksızlıkla itham edilmeye çalışılıyor ve dünya üzerindeki bir futbol takımını seviyor olmak, büyük bir günahmış gibi değerlendiriliyor. Bunu yaparken teamüllere bağlılık elden bırakılmıyor ve yazıda da bahsettiğim üzere, azınlıkta olmanıza rağmen çoğunluktaymış gibi gösterilip, klişe olmakla itham ediliyorsunuz.

Sevmeyebilirsiniz. Çok basittir ya hu. Üç yıldır kupaları domine ediyor diye bile gıcık olabilirsiniz. İçten içe yenilsin istersiniz (ki bazen ben bile istiyorum), ya da bunu dışa vurur, bu takımın her rakibine yancılık yaparsınız. Normaldir. Kimse aziz değil. Ama kantarın topuzu kaçtı ve bu yeni yetme vasat troll'lüğü besliyor ve aklıselim diye tabir edebileceğiniz insanlar dahi buna alet olabiliyorlar. Ciddiyetsizlik, hayatınızın özeti olmak zorunda mıdır?

Ey, "futbol sadece futbol olduğu için güzeldir!" diye hönküren, anti-klişeci arkadaş; bu güzelim spordan soğuttun beni. Futbol sadece futbolmuş ve son derece bayağıymış, haklısın. Sen futbolu oyun olduğu için sevseydin, bense oyundan daha fazlası olduğu için sevseydim ve sen bunu kabullenebilmiş olsaydın gül gibi anlaşıp gidecektik halbusen. Bak, ne güzel de tiksindiriyorsun bu oyundan insanları.

Dilo idi, değil mi?

23 yorum:

Mayor dedi ki...

Eline saglik.
Real Madrid sempatizanlari, benim tanidigim bir kaci, Real Madrid'i hocasindan futbolcusuna kadar "pislik" olduklari icin sevdiklerini soyledi.
Bunu soyleyen zaten hayatinin genel gidisatini belirleyen, yasam tercihi diyebilecegimiz bir tercih yapmis bir insandir bence hayatlarinin diger katmanlarindada benzer yaklasimla yapilmis tercihleri acikca gorebilirsiniz.
Onlara "ama ama bu cok yanlis" demem artik onlar kendi dogrularini yaratmis nasil olsa.

A. Eren Logoglu dedi ki...

Yüreğine ve kalemine sağlık gözüm.

İstanbul'da oturuyorsan görüşelim, biralar benden!

Birkaç ekleme de benden, bu muhteşem yazıya (belki biraz eksik ama insan yazarken sıkılıyor nasıl anlamazlar diye, orada da de devreye Edip Cansever girer be, ne olur siz bizi anlamasınız da der)

"Futbol sadece futboldur" ve "Futbol asla sadece futbol değildir" sloganlarını aynı potada ve belki de aynı oranda eritebilecek tek kulüp Barça ve bence bu denli özel olmasının sebebi de bu. Yeryüzünde başka hiçbir takım bu iki olguyu aynı yoğunlukta sunamaz izleyicisine.

Barça'dan nefret etmek tam da bu noktada biraz anomali doğuruyor. Her ikisinin de olduğu bir kulübe karşı nasıl öfke duyulabilir şeklinde. Barça'yı sevmeyebilirsin, Zidane'dan, Akbaba beşlisinden, herhangi basit bir sebepten ötürü Real Madrid'e sempati duyabilirsin, bunlar çok olağan şeyler ama Barça'dan nefret ediyorsa bir insan onun değer yargılarında ve spor/yaşam algısında kesinlikle sorun var demektir, derhal uzaklaşılmalıdır o insanın yanından, ıslahı zordur.

Neyse tekrar konuya geçtim, bu yazı muhtemelen o deli saçması görselden türedi. Ona istinaden;

Görselin girişinde "hakemi aldatmaya yönelik" antrenman Barça'ya ait değil, zaten oyunculardan anlaşılıyor, hiçbirini tanımıyoruz. Barça TV logosu ya fotomontaj ya da bu görüntü eğlence olsun diye yayınlandı veya reklam olabilir.

Bu sahtekarlık olayın sadece Real Madrid maçlarında, bir başka deyişle Mourinho takımları karşısında (Inter veya Jose Madrid'e geldikten sonra) olması rastlantısal bir şey değil. Barça'nın Pep döneminde yaptığı 200 küsür maçı es geçip 4-5 El Clasico üzerinden "bunlar hep böyle sahtekar" yorumunda bulunmak aymazlıktır, çarpıklılıktır ve önemlisi manipülasyon kokulu sahtekarlıktır.

A. Eren Logoglu dedi ki...

Barça oyuncuları Mourinho dönemi El Clasico'larında abartılı ifadelerle faul almasalar Portekizli'nin kasıtlı, sert faullerle Barça'nın güzel futbolunu durdurma stratejisi tutacaktı, ben bu yönden sakınca görmüyorum bu davranışta. Ramos, Pepe, Carvalho, Xabi, Arbeloa, Adebayor, Diarra, Khedira'nın kaç kere atılmayı gerektiren sert, kasıtlı müdahalelerde bulunduğu gösteren videolar da mevcut, isteyen bulur izler. İspanya'da hakemler bunu cezalandırmıyor ve Mourinho bazen istediğini alabiliyor bu yüzden sert oynatınca takımını ancak UEFA maçlarında Barça buna izin vermedi ve gerektiği an kendini yere bıraktı, haklıydı da.

ŞL Finali'ni hatırla; yüzünü tutup yere yatan, hakemin etrafını saran, itiraz eden, rakiple kavgaya tutuşan var mıydı, hayır. Sebep? Karşısında Real yok çünkü. Onlar savaş istediler, çirkince olsun dediler, kuralları belirlediler ve öyle oynandı. Barça da futbolun geleceğini bu karanlık zihniyete bırakmamak adına gerektiği kadar, dozajında onlara benzemeliydi, faul oluyorsa göstermeliydi, kart istemeliydi. Madrid elendi ve eleştiri okları gönderdi Barça üzerine, soruşturmalar, karşılıklı demeçler.

Karşında öyle bir rakip var ki seni sürekli tahrik ediyor, buna zorluyor, hakemlerden yardım alıyor, onun sahasında oynuyorsun, teknik direktörünün bir senedir etmediği hakaret kalmadı basın toplantılarında, taraftarı Nazilere selam çakıyor tribünden ve böyle bir ortamda Barça'nın pür-i pak olması bekleniyor, el insaf!

Hak edene hak ettiği gibi davranacaksın, lamı cimi yok. Camp Nou çimlerinde sulayacaksın bol bol. Müdahale varsa kendini bırakacaksın, üzerine gitmeyip top çevireceksin. Pedro ve Sergio'ya yükleniyorlar, Barça'ya yakışmadığından dem vuruluyor. Bir sezonu inceleyin, bu adamların gerçekleşen eylemleri abarttıkları maç sayısı üçü beşi geçmez ve çoğunlukla Madrid maçlarıdır bunlar. Zannedersin hep böyle davranıyorlar. Marcelo vuruyor adamın vücuduna, onu eleştiren bulamazsın, vay ölmüş adam taklidi nasıl yaparsın serzenişleri sonra. Yahu futbol dışı işlerin babasını yapıyorlar karşında, Messi düşürülmüş yerde, Ramos yanından geçerken bile vurayım derdinde. Arbeloa koşan adamın önüne duruyor, net faul, niye yüzünü tutuyormuş da kırmızı kart aranıyormuş. Barça sert oynuyor mu, hayır, art niyetli mi, hayır, rakip kart görsün diye uğraşıyor mu, evet çünkü katı futbolun karşılığı olarak ceza almalılar, bundan daha doğal bir durum olamaz. Ha, bu güzel gözükmüyor Barça'ya yakışmıyor diyenler de haklıdır ancak kuralları Mourinho koyuyor, taraflardan biri o, eleştiri ordan başlayacak gerisi laf-ı güzaf.

A. Eren Logoglu dedi ki...

Gerilimden beslendiği ve Barça'nın oyun içi konsantrasyonunu bozmaya çalıştığı için adam kavga çıkarmaktan da sakınmıyor. Her maç ayrı bir olay, devre arası Pinto hafif bir tokat attı birine, Chendo geliyor boğazına yapışıyor, Milito yere indiriyor, Ramos tetikte bekliyor, Valdes arada. Maçı bu noktaya taşımış Jose, futbol umrunda değil. Haklı olarak Pinto atılıyor, küçük de olsa avantajı alıyor yani. Zihinleri futbol yerine bunlarla yoruyor ve zevk duyuyor bundan, en az kazanmak kadar.

Üzücü olan tek kısım, Mou'nun kendisinde oluşan Barça takıntısının benzerini bizler üzerinde yaratmasıydı. Barça'yı güzel oyun felsefesinden sapmaya yönlendirdi elinden geldiğince. Rakip takım oyuncularının aşırı sert oyunları cezalandırılsın diye pozisyonlar abartıldı yeri geldiğinde, kimileri Barça'nın da fair play ruhu taşımadığından yakındılar, halbuki Mourinho özelinde gerçekleşen eylemlerdi. Doğru değildi, yakışmıyordu ancak ona, adam olmayana, adam olmadığını gösterircesine davrandılar, çok da suçlayamıyorum onları. 2010 Dünya Kupası Finali'nde tarafsız maçı izlerken Hollanda oyuncularının aşırı sert müdahaleleri sonucu İspanya'yı desteklemeye başlayan biri gibiydiler sahada. Rakibin hamlesine karşı argüman buldular sürekli, yere yattılar, zamandan çaldılar, hakeme itirazı sıklaştırdılar ama çoğunda haklılardı çünkü rakibin oynamak ve oynatmak istemiyordu. Umarım onlar gibi hareket etme süreci burda biter Barça için. Biz Mourinho'nun arzuladığı tarza dönüşmeyeceğiz, bizi yenmek beynini kemiriyorsa o bir şeyler bulacak gene. Güzel oyun felsefesi, rakibe ve hakeme saygı devam etmek zorunda, finalde bunu anlattı arka mahallenin çocukları.

Bir de şu Chelsea olayı, dört penaltı verilmemiş, ikisinin net penaltı olmadığı açık (Malouda ve Eto'o) Drogba tartışmalı (bence değil müdahale yok) ve Pique'nin eli kesin penaltı, verilmedi ve bir hakem hatasıydı. Tıpkı Abidal'ın haksız yere atılması gibi. Kimse bunu dile getirmek istemez, Barça kollanır der fütursuzca. Hatta zahmet edip Camp Nou'da 0-0 biten ilk maçta neler olmuş bakmaz, Henry'ye verilmeyen penaltı görmezden gelinir.

prorroga dedi ki...

tek kelimeyle muhteşem, ellerine sağlık. Bir de twitter'daki hesabı dondurmuşsun usta, dün gece benim de canım çok sıkıldı ama değmez bu kafadaki insanlara... Franco, Bernabeu kim desen; iç savaşı, Kubala'lı Barça'yı yenebilmek için bu insanların neler yaptığını, Gamper ve Sunyol cinayetlerini sorsan; cevap veremeyecek, Barcelona çok rerörerö diyen adamların yaptıkları şuursuz Barcelona eleştirilerine canını sıkmaya gerçekten değmez. Ellerine sağlık tekrar.

M.Cagdas dedi ki...

Su bir gercek ki Barca'yi sevmeyenler, futbolun kendisini degil rekabeti seven insanlar. Genel olarak zaten bizim toplumumuzda futbol sevilmez (bakmayin Turkiye futbol ulkesidir vb laflarina, yalan), bizde futbol rekabet icin ve aidiyet duygusuyla izlenir, taraftar olunur. Misal Turkiye'nin olmadigi bir dunya kupasini izlemez kimse guzel futbol gormek icin.

Bunun bi sonucu da gercek anlamda futboldan anlayan insan sayisinin azligidir. Mesela Barca futbolunu "bol bol yan pas ve geri pas, sikici futbol" olarak ozetleyenlerin sayisi azimsanamaz.

Bir de dominasyondan sikilanlar var ki biraz anlayabiliyorum sanirim. Misal 2000'lerin basinda F1'de Michael Schumacher'den nefret ederdim, cunku her yarisi kazanirdi ve yetti gayri demistim. Sanirim bende guclunun karsisinda olma psikolojisi yaratmisti senin de bahsettigin gibi.

Twitter konusuna gelince de, manyak misin aga kim ne derse desin sen keyfine bak, koy gotune. Benim de bazen sinirim bozuluyor da artik aciyarak bakiyorum bu nefretci tiplere. Ben cakma katalanligimla mutluyum :)

Anoz dedi ki...

Inanilmaz bir yazi olmus. Tebrik ediyorum, begenerek, zevk alarak okudum ve her paragrafdan sonra vay anasina dedim.

Birkac yerde bu Barca nefretine bende sahit oluyorum, Türkcem (yurtdisinda büyüdüm) yetmedigi icin bircok kisiye zor anlatiliyor, ama sen gercekten noktasina, virgülüne kadar dogru yerlere deginmisin.

Tesekkürler.

ATASAGUN dedi ki...

ulan uzun uzun da yazmışsın. klasik beşiktaşlı, solcu, futbol dilencisi, ntvspor manyağı, futbola siyaset karıştırmayı seven şovenist yazısından öteye de gidememişsin. zaten sayfandaki fotolar da bu söylemimi destekler nitelikte. siktirin gidin lan futbolun içinden amına kodumun duygusalları. gidin başka yerde dilencilik yapın. gına geldi sizin bu yazılarınızdan.
barcelona şöyle barcelona böylemiş. real madrid'in de amına koyayım barcelona'nın da ama sizin amınıza 2 kat daha fazla koyayım. ortalıkta şuursuz varsa o da sizler ve sizlerin bu salak saçma futbol yazılarıdır. siktirin olun lan futboldan. futbol sadece futboldur. defolun gidin.

Alp dedi ki...

üstteki amınakoduğumun çocuğunu, yazıda çizilen dangalak profilini yansıtması açısından çerçeveletip duvarımıza asıyoruz. güzel gülümsedi kameraya.

demarke pozisyon dedi ki...

fc barcelona gibi bir takımın varolması futbolun "hayat" ile ilişkisini vurgulamak açısından bulunmaz bi nimettir.

mourinho dönemi el clasicoları ise, sahada olan bitenleri konuşmak üzere modern çağın amentüsü'dür. şayet futbol üzerine konuşulacaksa, buradan başlanmalı, her türlü çözümleme ve ileriye dönük değişimler bu maçlar üzerinden örneklendirilmelidir. barca nefreti ya da madrid kibiri noktasında, senin çok doğru yerinden yakalayıp, kanırta kanırta afişe ettiğin gibi, ben işin sahada olan kısmına dair şöyle bir şey karalamıştım. http://demarkepozisyon.blogspot.com/2011/12/tez-antitez.html seninkinin yanına kenar sürü olarak iliştirmek istedim.

şu meselelere daldıktan sonra spor toto süper ligi'nde haftanın "heyecan" dolu maçlarını beklemek kadar büyük bir ıstırap yok..almeida bu hafta atar mı acaba?..

Ege Sezen dedi ki...

Bu blogu neden takip ettiğimi gösteren şahane yazılardan biri daha. Klavyene sağlık.

Stalker ve Alp,
"Fırıldak gündem"lerinize ne oldu sizin? Yazın abi, bırakmayın. Feci eğlenceliydi.

stalker dedi ki...

ege sezen,

abi bu twitter çıktı blog işi bozuldu diyenlerin hakkı var ama hele fırıldak gündem başlıkları için dibine kadar haklı. orada 2'şer cümleden 5-6 tivit attın mı tamam. kolay geliyor tabii. niyetleniyorum yazmaya, ama hep tavsıyor. inşallah diyeyim.

shelbyl dedi ki...

Eline sağlık hocam. Futbol ikinci sporumdur, bu sene iyice öldü hevesim ama şu yazıyı okurken hala daha "Hah!" diyebildim, o da yetti.

bazarov dedi ki...

ellerine sağlık.çerçeveletip duvara asacak kadar dolu ve doğru bir yazı olmuş.madrid sempatizanlarına zevkle okutacağımdan emin olabilirsin.

dehræb dedi ki...

M.Cagdas: "bizde futbol rekabet icin ve aidiyet duygusuyla izlenir, taraftar olunur."

benzer şekilde; Sinan Çetin'e soruluyor, "biz neyi izliyoruz en çok?", cevap kısa; "iyi ve kötünün çatışmasını".

fabianernst dedi ki...

'' üstteki amınakoduğumun çocuğunu, yazıda çizilen dangalak profilini yansıtması açısından çerçeveletip duvarımıza asıyoruz. güzel gülümsedi kameraya. '' +1

hem yazıyla hem de bu yorumla net sikmiş dağılabiliriz

Cartalete dedi ki...

İnsanların saplantı haline getirdiği şeyden vaz geçmesi zordur. Mesela şahsen, yemeğin üstüne demli çay içmek bende saplantıdır; içmezsem sanki hasta olacakmışım gibi hissederim.

Bir insan futbolsever olup, aynı zamanda Barcelona'yı "kendini yere fırlatan, şımarık lavuklar..." olarak nitelendirir, o şekilde saplantı haline getirirse; o insana en fazla acırım açıkçası.

Çoğu insanın hayallerindeki kulüp yapısının bir maketidir Barcelona ve futbol yenilikçisidirler. Çoğu yeni sistem, onlarla parlar; en iyi şekilde oynanır. 4-3-3 mesela, bunun en iyi versiyonunu özellikle Henry'li takımla uyguluyorlardı, buna rağmen daha farklı bir şey yapmaya başladılar son 2 yıldır. Hani ateri oyununda bir insanın kendi rekorunu kırması gibi bir tatminsizlik var sistem konusunda... Mascherano stoper oluyor, Fabregas santrafor. Messi gibi oyuncuları en iyi ne şekilde kullanabileceğimizi sırasıyla görüyoruz (sağ forvet, geriden top alan orta forvet gibi) vesaire...

Velhasıl, bence bu gerçeğe tepkisel yaklaşanları çok fazla ciddiye almamak lazım, futboldan soğumaya ise hiç gerek yok. Twitterdan soğumuş olabilirsin ama normaldir, bu durum daha sık blog yazısına dönüşecekse kabulümüzdür. :)

Flying Dutchman dedi ki...

Yazıyı sadece içerik açısından değil şekil açısından da oldukça beğendim, sadece satırbaşlarını okuyanlar bile bir fikir elde edebiliyor.

Yazının içinde, bir Barca sempatizanı tarafından yazılmış fikirlerin tümüne o çerçeveden baktığımızda anlayışla karşılıyorum. Sadece muhalefet değil ama ekleme anlamında, halen Türkiye'de İspanya'dan kilometrelerce uzakta, Katalan'dan daha Katalan, Francocu'dan daha Francocu kişiliklerin oluşması için gerekli altyapının bulunmadığını söylemek isterim. Bir kulübe gönül bağıyla bağlanmak başka şey sempati başka şey olmalı. Neredeyse 10 yaşından beri Tottenham'a ve Borussia Dortmund'a duyduğu sempati ciddi ciddi sevgiye dönüşmüş ben bile o stadyumları her gün arşınlayan, 70lerde ve 80lerın başında sokak aralarında adam kovalayan adamlar kadar söz hakkını bulamıyorum kendimde...Bu yüzden İstanbuldaki bilgisayar başından Katalan veya Madridlinin tuttuğu takımdan karakter tahlili yapan insanları aynı derecede garipsiyorum.

Tekrar yazı için teşekkürler

junk mail dedi ki...

selamlar,

yaziyi yazmak ne kadar vaktinizi aldi bilemiyorum; fakat ortalamanin uzerinde sayilabilecek bir dil kullanma becerisine haiz oldugunuzu soyleyebilirim. yer yer real madrid, mahalle abisi, troll ve agresif futbol demek suretiyle birden fazla futbolcusunun sahtekarlik yaptigi/yapmaya tesebbus ettigi ayan beyan ortada olan bir futbol takimini hakli gostermeyi basarmakla kalmamis, takdir ve tebrik de toplamissiniz gordugum kadariyla.

eksi sozluk'te de siklikla karsilastigim ve futbola "vay efendim ecnebi takimlarin derdine mi dustun?" ya da "sizin ne alakaniz var elin takimiyla, ispanya'daki rekabet yuzunden neden birbirinizi yiyorsunuz?" sigliginda yaklasan bir kimse olmadim hicbir zaman. en azindan son 30 senedir, dunyanin herhangi bir yerinde oynanan futbol bizlere bir digerinden daha uzak degil. sozgelimi premier lig ya da la liga, tum dunyada milyonlarca insana ulasabilmesi hasebiyle kuresel olarak da nitelendirilebilecek organizasyonlardir. dolayisiyla istediginiz ulkenin ligini takip edebilir, fc barcelona'nin oynadigi futbolu begenebilir, takimin sempatizani olabilirsiniz bittabi. barcelona sempatizanliginin herhangi bir ideolojik iliskilendirmeye gerek duymadigi konusunda da size katiliyorum.

ote yandan, bir noktada konunun ozunu iskaladiginiz kanaatindeyim. yazida siklikla real madrid'den dem vurmus, sert futbolun bu sekilde bertaraf edilmesinin caiz oldugunu ifade etmissiniz. mesele bir futbolcunun bu tip bir sahtekarligi ne siklikta ya da hangi kosullar altinda yaptigi degil; sahtekarlik yapacak karakterde olup olmadigidir yalnizca.

ben besiktas taraftariyim. destekledigim futbol takiminin herhangi bir futbolcusunun, bir fenerbahce derbisinde ya da herhangi bir avrupa macinda en ufak bir sahtekarlik girisimi ile besiktas lehine haksiz avantaj saglamasi beni yerin dibine sokar. bu yolla kazanilmis, leke bulasmis bir kupa ne beni, ne de vicdan sahibi bir baska besiktas taraftarini tatmin etmeye yetecektir. ayni sekilde besiktas ile mucadelesinde bir sekilde haksiz avantaj saglayan bir futbolcuya ve formasini tasidigi takima olan saygimi da elbette ki yitiririm. uzulerek belirtmeliyim ki, bunun ismi yaziniza uygun gordugunuz basligin aksine ne modadir, ne de suursuzluktur. bunun adi futboldan guzel ahlak, adalet ve saygi beklemektir.

ortalikta dolanan videoyu hangi takim taraftarinin hazirladigini asla bilemeyiz; yalnizca tahmin yurutebilir ve ilgili takimla ilgili kontra saldirilarda ya da birtakim ithamlarda bulunabiliriz. fakat unutmamak lazimdir ki; yapilan bir yanlisi, bir digerine isaret etmek yoluyla savunmak gafleti bizleri komik duruma dusurmekten oteye gitmeyecek, akli basinda kimseler tarafindan ciddiye alinma ihtimalimizi dramatik bicimde dusurecektir.

her ligde futbola golge dusuren bu gibi manipulatif mudahalelere, ali cengiz oyunlarina rastlamak mumkun elbette. siradan bir ligin alelade bir macinda hakemi aldatmak maksadiyla yapilan bir hareketin, tum dunyanin takip ettigi bir sampiyonlar ligi macinda sergio busquets'in yaptigi ve kameralara da yansiyan sahtekarlikla ayni miktarda tepki almasini beklemek icin ya ahmak; ya da art niyetli olmak lazimdir. insanlar bu gibi sebeplerle sergio busquets'ten ya da fc barcelona'dan nefret etmeye basladilarsa, yineliyorum, bunun ismi moda degildir. gercekten gonul verenleri tenzih ederek belirtmeliyim ki, moda olan barcelona'nin ve basarilarinin ta kendisidir ve her moda gibi bu da tuketilip sona erdiginde, "bir zamanlar" seklinde betimlenecek basarilardan baska bir sey kalmayacaktir ortada, uzerindeki lekelerle birlikte...

saygilar

Alp dedi ki...

yazı, sahtekarlık algısına eleştiri getirip, olaya daha geniş bir perspektifte bakmayı öneriyor. "bertaraf etmenin caiz olduğu" yönündeki algıyı elde etmek için, "bu çocuklar sahtekar!" yargısını kayıtsız şartsız beyninize kazımış olmanız gerekir zaten. özü kaçıran ben değilim de sizsiniz gördüğüm kadarıyla.

o rezil videoya değinmedim bile yazıda. euro 2004 öncesi hazırlanmış bir reklam filmini, barça tv logosuyla piyasaya sürüp prim toplama amacı güden bir kepazeliğe ve bu kepazeliğin farkında bile olamayacak kadar kafayı çizmiş angutlara sözcüklerimi ayırmam yorar beni, bana da yazık.

barça modası olarak adlandırdığınız dönem geride kaldığında, gelir, bir yorum daha bırakırsınız buraya; birkaç sene sonra. ben "şöyle şöyle olduğundan böyle böyledir" dediğim bir yazıya, "maşallah sözcüklerin ustası olmuşsun, ama böyle değildir" minvalinde bir yanıt almak istemiyorum. gelin bana küfür edin, daha evla.

"hayır öyle değildir" yazıp geçsen, özet sunmuş olurdun hiç olmazsa.

"troll ve agresif futbol demek suretiyle birden fazla futbolcusunun sahtekarlik yaptigi/yapmaya tesebbus ettigi ayan beyan ortada olan bir futbol takimini hakli gostermeyi basarmakla kalmamis, takdir ve tebrik de toplamissiniz gordugum kadariyla."

ayan-beyan standartlarını belirleme kurumu başkanı sizin dayınız falan herhalde?

tebrik ve taktik toplamak için yazdığım bu yorumu burada noktalıyorum.

hadi selametle.

murat4 dedi ki...

bugun bir Real Madrid taraftariyla 1 saat bu konuyu tartistim. tevafuk, rast geldi internete takilyodum... ellerine saglik

dehræb dedi ki...

yazı önemli konulara değinmiş.
yalnız, junk mail'in şu; "mesele bir futbolcunun bu tip bir sahtekarligi ne siklikta ya da hangi kosullar altinda yaptigi degil; sahtekarlik yapacak karakterde olup olmadigidir yalnizca." cümlesine cevap gerekirdi, stalker.
konuyu tepkisellik bağlamında ele almaya başladığımız anda, gerçekten uzaklaşmaya başlarız.
benim anladığım kadarıyla şu var: bükemediği bileği kırmaya çalışan bir real madrid. ve bu kötü niyeti abartılı bir yöntemle bize göstermeye çalışan bir barcelona. barça'lılar bu hareketleriyle tamamen maruz görülemez. fakat futbolcu sağlığı da pek gözden kaçırılası bir husus değil. (absürd bir faul sebebiyle haftalardır quaresma'yı izleyemiyorum arkadaş.) hangisinin daha "ahlak dışı" durduğu bizim ahlak algımıza bakıyor biraz [tabi tarafsızsak:)].

Kaan Kavuşan dedi ki...

Yazıyı malesef çok geç okudum. Okunacak o kadar şey birikti ki, hiçbir şey okumaz oldum başlamakyan korktuğum için. Kusura bakmayın.

Yazının altına imza atarım. Bu trollük müessesi gerçekten can sıkmaya başladı. "Dalgamızı geçiyoruz hacı ;)" etiketinin altında saklanmış hasta düşünceler olabiliyor. Bu şekilde en ufak bir eleştiriyi dahi kabul etmeyen adam her şeyle dalga geçer oluyor. Barçacılar reröro diye 10 tweet/post ardarda atıp dalga geçiyorum kalıbına girmiş oluyor aklınca. İki haneli bir sayıda ısrarın varsa sen onu kafana takmışsındır, gayet de ciddisindir...

Anlıyorum bu adamaları. Gerçekten. İster Stoke'u sev, ister Real'i, istersen Inter'i, ki üçü de nefret odağımdır bana fark etmez.

Sert futbolu adamın bacak kırmasını sev istersen. Adam öldürmeyi de sevebilirsin. Bunlara gelen bir eleştiride "biz böyle seviyoruz, sizin sevdiğinizi sevmek zorunda değiliz" klişe yıkıcılığını oynamak saçma. Barcelonalıyı romantik anarşist solcu liseli klasmanına sokan adam, birden bire problemli ergen isyankar ortaokullu tribine giriyor.

Ben Real'e saygı duyuyorum şu an. Kamyon çekmeyi bıraktılar, eşleşmeye çalışıyorlar en azından. Ama sevmek konusu eleştiri kabul eden bir şey değil. O yüzden eleştirinin cevabı da sevmek ve sevmemek değildir.

İster sev ister sevme. Barcelona şu an tüm diğer takımlardan farklı bir şeyler yapıyor. Takdiri hak ediyor. Sevmiyorum ama saygım var demek bu kadar mı zor? Yoksa bu da mı klişe?

Klişe nedir ki? 1 milyarlık dünyada herhangi bir düşüncenin yepyeni olabileceğini düşünmek için nasıl bir egoya sahip olmak gerekir?.... Sinemada çok geçerli bir kural vardır. Bazı doğru klişeler iyi filmin şanındandır derler. Öyle işte.

Neyse... Çok uzadı :) Bu tartışma üzerine çok güzel yazılmış bir yazı sonuçta.

Related Posts with Thumbnails